Bursa Uludağ Gazetesi
     

Bursa’da basım sanayi’nin genç yıldızları

Ferruh VARANOĞLU

Ferruh VARANOĞLU

 

Bu hafta Demirtaşpaşa Mesleki ve Teknik Anadolu Lisesi Tasarım Basım ve Yayım Teknolojileri bölümünü ziyaretimizden bahsedeceğim. Baba mesleği Matbaacılık olan ve yaklaşık 40 yıldır bu mesleğin içinde yoğurulmuş biri olarak çok uzun zamandan beri ziyaret etmediğim bu bölümü ziyaret etmek oldukça güzeldi.

Çok eskiden Bursa’da bilinmiş yerinde olan Demirtaş Endüstri Meslek Lisesi , geçtiğimiz yıl bina şartları dolayısıyla yıkılarak, içinde matbaa ve grafik bölümü gibi bazı bölümleri ile birlikte Sırameşeler’de Mehmet Zaid Kodku Anadolu İmam Hatip Lisesi’ne taşınmış. Burada Yeni Bina’nın giriş katına konumlandırılmış matbaa bölümü ,  geçtiğimiz yıl isim değiştirerek  Tasarım Basım ve Yayım Teknolojileri ismini almış. Bizi, hemen girişte  güleryüzlü, sıcak ve samimi halleriyle Bölüm Şefi Alkan Doğanay, Atölye Şefi Raif Çınar, Yakup Çakmak ve Gökay Yavuz karşıladı. Bölümün mimarları bu dört atlı şövalye. Şövalye diyorum çünkü içeri girdiğimizde, çok güzel dizayn edilmiş bir tesis, modern matbaa makinaları ve temiz bir işletmenin yanı sıra çoğu matbaa işletmesinde göremeyeceğiniz hijyen ve derli toplu malzemelerin bulunduğu dolaplar, güvenlik önlemlerine atfeden tabela ve uyarı işaretleri, kontrolleri yapılmış yangın söndürme cihazları, sessizliği ve intizamı sağlanmış bir Avrupa işletmesi vardı karşımızda. Kendilerine teşekkür ediyorum. Meslektekiler bilir, özellikle bu mesleğe hayatını adamış matbaacılar, çok uzun yıllar sonra hasbel kader fuarlar münasebetiyle Yurt Dışı tecrübesi ne nail olup, oradaki matbaa işletmelerini gezdiklerinde öncelikle akıllarında kalanın, bizim mevcut şartlarımızda tabiri caiz ise yerleşim gereği yeraltında konuşlanmış olan matbaaların, Avrupa’da tek kat üzerine yapılmış prefabrik çalışma ortamlarındaki nezihliğine, temizliğine ve teknolojisine hayran kalırlardı. İnsana insan değerini veren bu gibi yerlerden dönüşte uzun müddet adapte olamamanın, ancak sistemin ve şartların getirdiklerine uyum sağlamanın da gerekli olduğunu bilmek,  özü’ne dönüşün aynası gibidir adeta ve geriye sadece hayıflanmak kalırdı. Neyse ki uzun müddet sonra yeni yatırımlar ile teknolojik makinaların artması, bize Avrupa’daki ezikliğimizi hissettirmemeye ve hatta Türk insanı’nın çalışkan olmasıyla da aynı seviyelere yaklaştırdı. Zaten hep dillendirmezmiyiz;  “Keşke bizde yıllar evvel bu teknoloji olsaydı..”

Bu ziyaretin beni en mutlu eden yanı ise 150 kişilik bölüm öğrencilerinin yaklaşık 20’si ile tanışmış olmam. İçlerinde kızlar da var. Hatta Rumeysa’ya sordum;  hiç bayan matbaacı olmayı istermiydin? Cevap gözlerinden okunuyordu, “Tabii ki isterim. Mesleğimi severek yapıyorum. Genelde baskı sonrası makinaları kullanıyorum” dediğinde bu ülke kadını’nın çocukluktan itibaren fedakar, verilen işe sahiplenen, fırsat verilip desteklendiğinde ise bu ülke için neler yapabileceğini göz önüne getirebilenler için canlı bir örnekti. Kurtuluş Savaşını da böyle fedakar kadınlarımızın büyük yürekleriyle kazanmadık mı? Sadece bu olsa iyi. Pırıl pırıl yüzler ve gözünden ateş çıkan delikanlı çocuklarımız. Çok büyük bir kısmı geleceğini şimdiden eğitimini aldıkları matbaa mesleğinde görüyor. Umutlandım, sevindim. Bugüne kadar değerini veremeyip, altını dolduramadığımız “İnsan’a yatırım” olgusunu  az da olsa el birliğiyle kazanabileceğimizi, sadece bu cevherlere önem vememiz gerektiğini ve doğru insanlara teslim edildiklerinde gerek ahlaki ve gerekse mesleki açıdan eski geleneklerimizden olan “Ahilik geleneğini” yaşatabileceklerine inancım arttı.

 

Türk matbaa tarihi Müteferrika ile başlamaz

Matbaa’nın,  Dünya’da İnsanlığın ileri seviyeye ulaşmasında bir başlangıç noktası olduğunu çoğumuz gözden kaçırırız. Matbaa deyince aklımıza gelenin İbrahim Müteferrika olması  da ayrı bir handikaptır. Matbaa’nın Osmanlı’ya ulaşmasının tarihini 1726 olarak bilenler, aslında 1639’da 4. Murat tarafından Avrupa’ya sipariş verilerek getirtilen bir matbaa makinası’nın  olduğunu ve buna vesile olan kişinin de Bünyamin(Benjamin) Efendi olduğunu bilmezler. Hatta bu makine’nın gemi ile seyahatinde aksaklık olduğunu ve makinanın gemide unutularak tüm Atlas Okyanusu’nu gezerek tekrar yerine getirilişi de ilginçtir.  İmparatorluğun dönemindeki karışıklıklardan dolayı hiç baskı yapamamış olmanın talihsizliği ise İbrahim Müteferrika’ya kısmet olur. Osmanlı üzerinde büyük bir baskı ile uğraşırken, matbaa Avrupa’da yola alır ve biz ikiyüz yıllık kolay kapanmayacak bir uçurumu aradan geçen bu kadar zamana rağmen hala etkisinde oluruz. Daha sonraları açılan Basın ve basım sanayileri genellikle İstanbul’da yaşayan Ermeni ve Yahudilerin elinde gelişerek , Ahmet Mithat Efendi ‘nin 1871’de kendi evinin altına kurduğu matbaada kendi kitaplarını basması da İstanbul-Tophane doğumlu  insanımızın ilk girişimlerinden sayıldı. II.Abdülhamit’in  zamanında Devletin resmi Gazetesi Takvim-i Vakayi ve devletin resmi matbaası olan  “Matbaa-i Amire” (Vilayet Matbaası)’nın müdürlüğüne atanması  basım sanayimizin siyah beyaz sayfalarından bir örnekti.  Türk Matbaa tarihi oldukça kapsamlı, ilginç ve hatta ibret alınıp irdelenmesi gereken bir tarihtir. Yazılı kültürümüze önemli katkı sağlayan eserlerin bilinmesi, öğrenilmesi ve gelecek nesillere doğru aktarılması için matbaa olmazsa olmazımızdır.

 

İnsa’a yatırım artık bu saatten sonra çok daha önemli

Söylenecek ve konuşacak çok şey olmasına rağmen, üretimde ve sanayi’de Türkiye’nin kaybetmesi gereken bir saniye bile olmadığını görmeliyiz. Kendi  öz kaynakları ile mevcut İnsan gücü’nü tam anlamıyla verimli ve çalışabilir duruma getirerek, arkadan gelen yeni  nesilin sadece üniversite mezunu olarak değil, hayatın ve piyasanın içinde “omurga” olarak tarif edilen küçük işletmeleri ehliyetleri ile birlikte çalıştırıp üretebilen birimler haline getirmeliyiz. Eğer biz bu çocukları bu ülkenin üreten değerleri yapmayı başarabilirsek, Endüstri 4.0 teknolojisine bundan yedi yıl önce geçmiş sanayi ülkeleri ile olan aramızdaki farkı kapatma yönünde önemli adımlar atmış oluruz.

Unutulmamalıdır ki; “Kağıt kültür’dür”

Ve bu kültürü yaşatmak önce kağıttan sonra o beyaz kağıdın üzerine sanatını icra eden sanatçıya vazifedir. Gelecek umudumuz olan bu gençlerin sayılarını her bir sektörde artırıp onları birer meslek sahibi yapmak hepimizin görevidir. İnanıyorum ki yarınlarımız, böyle tertemiz bir gençliğin ellerinde şekillenecek ve katma değeri yüksek faydalar ile ülkemiz sanayisinin tıkır tıkır çalıştığı aydınlık yarınlara kavuşacaktır. İyi bir Türkiye hayali, gençlerimizin ellerindedir..

 

“Prensipleri amaçla,  erdemli hareket et,  yardımseverliğe göre hareket et ve kendini sanata ver”

 

BU KONUYU SOSYAL MEDYA HESAPLARINDA PAYLAŞ
ZİYARETÇİ YORUMLARI

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu aşağıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.

BİR YORUM YAZ