Bursa Uludağ Gazetesi
     

Kaşıkçı cinayeti ve Yemen pazarlığı

Ömer Karaali

Ömer Karaali

 

Jeopolitik terimlerinde Makro – Devlet ve Mikro – Devlet terimleri vardır. Ve bunu belirleyen faktörler  ( Coğrafya, ülkelerin Demografisi, Tarihi ve Milli kaynakları).

Sykes-Picot anlaşmasından sonra Arap dünyasında bu gerçekleşti. Ve bu denklemin sürekli getirdiği etki: Makro – Devletler her zaman kendini güçlü hisseder ve diğer küçük Devletleri himayesi yada kanatları altına alma hissi oluşmasıdır, ve diğer küçük Devletler’de her zaman bu korku ve endişeyle yaşamak ve Makro Devletlere karşı plan yaparak hayatını devam ettirmektir.

Bu denklemi batı ve Ortadoğu’nun kalbini işgal eden İsrail hiç ihmal etmedi, tam tersi sürekli bunun üzerinden kendi planlarını uygulamaya çalışmıştır.

İsrail 70.li yıllarda kesin olarak şunu öğrenmiştir “Ortadoğu’da büyük Devlet olma hayali askeri yöntemler ile gerçekleşmesi mümkün değil. Bunun yerine Ortadoğu ülkelerinde kültürel ve politik Yahudileşme yoluyla ancak bu hayalin gerçekleşmesi mümkündür”. Tamda bu bağlamda Ortadoğu’da Makro Devlet olan Mısır’ın ekonomisini ve askeri yapısını kamp David anlaşmasıyla güçsüz hale getirerek yerle bir olmasına yol açımışlardır, aynı şekilde sırasıyla Irak, Libya ve son olarak Suriye’de aynı planları uygulayarak bu bölgesel Makro Devletleri yok olma noktasına getirmişlerdir. Bu süreçte ayakta kalan Körfez ülkeleri idi, ve burada Makro Devlet diye bileceğimiz iki ülke var, birincisi Suudi Arabistan, ikincisi ise Yemen’dir. Ve bu iki ülkeyi birbirine düşürerek Yemen’i yerle bir ettiler, şimdi sıra Suudi Arabistan’da.

Kaşıkçı cinayeti üzerindeki kara bulutları ancak bu bağlamda ele alırsak anlayabiliriz.

Bu suikast çok büyük bir cinayet olabilir, fakat siyasi cinayetler tarihinde sıradan bir suikast olarak görünebilir.

Ama asıl sorun: bu cinayetin akabindeki pazarlıklar cinayetin Türkiye tarafından ilanından sonra mı yapıldı, yoksa Arabistan’nın Washington büyük elçisi ve aynı zamanda veliaht’ın kardeşi tarafından İstanbul’da işlemlerinin yapılması gerektiğini söylediği, ve cinayetin ilk planlandığı anda mı yapılmasıdır?

 

Unutmayalım, tamda bu süreçte arka planda kalan çok önemli dosyalar üzerinde kritik gelişmeler oldu, ABD’de senato seçimleri öncesinde cumhuriyetçi ve demokratlar arasındaki çekişme. Türkiye’ye karşı yapılan ekonomik ve diplomatik şantaj. İdlib mutabakatındaki uygulamaların gecikmesi. BAE, Arabistan ve Mısırın İsrail’e daha fazla yakınlaşması gibi olayların olması akıllarda nasıl bir olaylar haritası üzerinde oynandığını görmemize yardımcı olmuştur.

Fakat daha önemli bir gelişme oldu, yıllardır unutulan Yemen savaşı gündeme geldi. Her savaşın bir kahramanı olduğu gibi, savaş sonrası barış Süreci’nin de kahramanları vardır. Burada birden bire dünya kamuoyunu Yemen çocuklarını hatırladı, ve oradaki insani dramlara ışık tutmaya başladı, ve bunu hem sivil toplum örgütleri, hem medya kuruluşları ve politika aktörleri dillendirmeye başladı. Daha önemlisi yıllardır bu çocukları öldürmesi için Muhammed Bin Salman’a silah satanların da dillendirmesidir. Sürecin yeni bir evreye girdiğini, Arabistan’da savaşın medyatik yüzü olarak bilinen, Ahmad Alasiri, kaşıkçı cinayetinde zanlı olarak gösterilmesi, dolayısıyla bu tablodan uzaklaştırımlası bu planın bir parçası olabilir, ( bu adam Fransa’dan Arabistan devleti için istihbarat amaçlı kullanılmak üzere uydu satın almış, ve bu adım Amerika’yı oldukça kızdırmıştır,ve istenmeyenler listesine eklenmiştir).

Her şey Amerika’nın istediği şekilde gitmeye başladığında, ABD Dışişleri Bakanı Mike Pompeo çıktı ve Yemen’de ateş kes önerisini ilan ediverdi. Peşinden bütün Nato ülkeleri aynı notayı çalmaya başladılar.

Nasıl oluyorsa düne kadar Yemen’i yok etmek için silah satan global şirketler, şimdi savaşın bitmesini ve Yemen’in yeniden inşasını istiyor. Bütün savaşlarda olduğu gibi önce askeri müdahale peşinden ekonomik ve politik müdahale. Bu şekilde, savaşla ülkedeki her şeyi yok et, sonra masada her şeyin sahibi sen ol politikası vardır.

Hiç şaşırmayacağız, yakın gelecekte, Arabistan’da hem Yemen hem de Suriye için barış isteyen ve güller dağıtan bir veliaht görürsek.

Ama asıl çekişme ve pay alma savaşları askeri savaşlar bittiğinde başlayacaktır. Ve bütün bu süreçte olduğu gibi, Suudi Arabistan’a bütün faturalar ödetilecektir. Ve yolun sonunda güçsüz düşüp belki parçalanmaya kadar gidecektir.

İsrail’in eski başkanı Şimon Peres: “Arap milli varlıkları ile Arap işçi gücünün üzerine İsrail aklını ekleyerek, ekonomik, kültürel ve politik Yahudileşmeyi başarır ve Arap toplumlarını yeni Ortadoğu’da köleye çevirebiliriz”. Bu denklemini unutmayalım..

 

BU KONUYU SOSYAL MEDYA HESAPLARINDA PAYLAŞ
ZİYARETÇİ YORUMLARI

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu aşağıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.

BİR YORUM YAZ