Bursa Uludağ Gazetesi
     

Beni yakan Kundakçı ile Vicdan’dır

Osman GÜRÇAY

Osman GÜRÇAY

 

İnsanın kendini anlatması kolay değildir. Kendine vursan kendi canın yanacak, azıcık övsen bu yaştaki adam kariyerinin zirvesi Allah geçinden versin eli kulağında Hamitlerde mermere kazınacak hala kendini beğeniyor diyecekler ama ne derlerse desinler anlatacağım.

 

Hayata güzel bakan, dışa dönük, ağzı laf yapan, Bursa’yı iyi tanıyan, olaylara ve dünyaya sadece bakmayıp, baktıklarını gören bir adamım. Biraz çok konuşurum ama duruma göre araya fıkralar sokuşturduğum için dinlendiğimi sanıyorum. Fıkralarım müstehzi, cilveli ve seksi olarak üçe  ayrılır.

 

Kalbim Acıbadem’de ağır bakıma girip rektifiye olup uyandığımda seni 4×4 olarak modifiye ettik deyip elime bir yol haritası verdiler ve bu yolda devam et dediler.

 

Hemen kendime bir senaryo yazdım ve yeni rolümü ezberlemeye başladım. Sabah kalktıktan sonra kahvaltı sonra evden çıkış, küçük yürüyüşler, bir kahvehaneye abonelik, sohbet, arada tavla ya da çoban satrancı ardından eve dönüş ve ölene kadar değişmeden tekrarlanan bir oyunun tek oyuncusu ve tek seyircisi olacaktım.

 

Evdeki o ünlü dev ansiklopediyi geçirdiğim kalp ameliyatının sonuçlarına bakayım diye elime aldım. O yazıldığı zaman By Pass diye bir ameliyatın icat edilmediğini görünce korkularım arttı. Karşılaştığım herkesle helalleşmeye başladım.

 

Hava kışlayınca ev yaşantısı hapis hayatına dönüşmeye başladı ve çözüm için eve internet bağlayalım sörf yaparsın sıkılmazsın dediler.

 

Aslında o karar yaşamımda dönüm noktası oldu. O zaman dünya bu kadar küçük olmadığından hep aynı şeyleri seyretmemek için yazmaya ve yazdıklarımı Facebook üzerinden paylaşmaya başladım. Beğenenlerin like yapmasından mutlu oluyordum.

 

Bir gün beyaz atlı Tolgay’ım geldi ve çok sıkı yazıyorsun abi, bizim gazeteye Bursaspor yazar mısın dedi. Olur mu ki? Becerebilir miyim dedim. Abi Kundakçı’ya yazdıklarını gösterdim çok iyi dediğini söyledi.

 

Sana kombine bilet alacağız Bursa’daki her maça gidip izlenimlerini yazacaksın dedi. İlk profesyonel anlaşmam haftada bir spor yazısı karşılığında kombine bilet oldu.

 

Yazmaya başladım ama kendi gördüklerime, geçmişten kalan anılarımı  ekleyerek yazıyordum. Maç yazısı desen değil, makale desen değil, haber desen hiç değildi.

 

Gazete patronu yazılarımı okuyup, bu adam hafta içi de yazsın, bir de emek hakkı verelim demiş. Beni patroniçenin çağırdığını söylediler gittim. Kırmızı çizgilerini söyleyip hayırlı olsun dediler ama beni götüren adam oradan ayrılmıştı.

 

Künyede Sorumlu Yazı İşleri Müdürü yazan Ahmet Kundakçı’nın karşısına dikildim. Hocam Tolgay ayrıldı. Benim yazılarımı koymaya devam ediyorsunuz. Maç kombinesi verdiniz şimdi de üste para vereceksiniz. Bir gün bile yazılarımı beğendiğinizi söylemediniz. Hatır için yapıyorsanız gerek yok. Ben yazı göndermeyeceğim dedim. Soğuk ve suratsız bir şekilde beğenmesem koyar mıyım? İki kere koymam sende bir daha atmazsın mesele biter, sen yazmaya devam et dedi.

 

Beni izlenimlerimi yazmam için davetlere göndermeye başladılar. Bir gün patroniçe benden bir sürü evrak istedi. Nedenini sormadan bana seni 212 li yapıyoruz hayırlı olsun dediler.

 

Eski TCK nın 141-142–163 ncü maddelerini biliyordum ama 212 yi hiç duymamıştım.

 

İşte bütün çilem o gün başladı!

Kundakçı beni odasına çekti ve uzun bir gazetecilik eğitimi verdi. Kurallarını söyledi. Neler yapmamam gerektiğini sağdan sağdan anlattı. Mesafe korumanın  önemine vurgu yaptı. Maksadını aşan ikram kabul edenin karnının şişeceğini söyleyerek, gebe kaldığın adamı eleştiremezsin dikkat et dedi. Kundakçı’yı çok tanımazdım nasıl biri diye azcık soruşturdum iş manyağı biri olarak cevabımı aldım. Bu dersten sonra bana her gün iki üç davet gönderiyor. Ben de yarış atı gibi koşmaya başladım. Nasıl geçecek dediğim günler yıldırım hızıyla geçmeye başlamıştı. Kalbimi düşünmeye vakit bile yoktu.

 

Tabi bu arada takım arkadaşlarımla ve kardeşlerimle kaynaştım. Ablası Cavidan okul arkadaşım olan Vicdan’ın çocukluğunu bilirdim ama iyi bir gazeteci olduğunu bilmiyordum. Üstelik aynı mahallede oturduğum komşumdu. Biraz samimi olunca tırnaklarını çıkardı.

 

Vicdan bir gece çat kapı eve geldi. Otur karşıma dedi ne yapmamam gerektiğini o da soldan soldan anlattı. Alemi anlattı. Basın dünyasını anlattı. İhaneti anlattı. Sonunda da kimseye güvenme basının etik kurallarına kendi kurallarını ekle ve dik dur eğilme dedi.

 

Dokuz yıldır yazıyorum. Hepsi doğru demek yanlış olur ama inanmadan yazdığım tek bir cümlem yoktur. Belge ve kesin bilgi olmadan kimseyi şantajla vurmak için yazı yazmadım. Elbette kızdırdıklarım oldu ama kimse ile davam olmadı. Klavye başına birine çakmak için asla oturmadım. Gazete içinde takım oyununa inandım.

 

Katıldığım toplantılarsa yaş büyüğü ben olsam bile meslek büyüklerime saygıda kusur etmedim.

 

Bursa’nın iki saygın ( BGC ve ÇGD )meslek kuruluşuna üye davet ve kabul edildim

 

Küçük çıkarları için adam kıranları, dost satanları ibretle izledim ve hemen mesafemi koydum.

 

Bana yapılmasını istemediğim bir haksızlığı kimseye yapmamaya çalışırken hatalarım olmuştur ama etik yanlış hiç yapmadım.

 

Bursa’ya olan sevdam, bazen kavgalara sebep oldu ama hiç pişman olmadım ve korkmadım.

 

Bir cahil kadınlara laf etti diye dostlarım adına onunla tartıştım, defterimden sildim ama zaman geçti savunduklarım arasında ona cicim diyenler olduğunu ibretle gördüm.

 

Bugünlerde basında kim ETİK – kim GOTİK tartışmaları yapılıyor ya!

 

Benim etik değerler adına kısa ve net bir tanımlamam var.  Gazete ve Dergi patronu olarak fatura kesiyorsa, 212 li istihdam ediyorsa, vergi ve SGK ödüyorsa, basın emekçisi olarak emeğinin karşılığını alıyorsa basın etiğine uygundur. İnternet yasası çıkmamasına rağmen portallar için de aynı kriterler geçerlidir. İçerik herkesin kendi fıtratıdır. Mesleki Örgütlenmeyi yaptıktan sonra görevden kaçarsan, örgütünü hobicilere teslim edersen etikten bahsedemezsin. Masada sandalye, oyunda rol isteyemezsin.

 

Birkaç kişinin racon pozu ile basına ayar vermeye kalkması ve birilerinden yol almaya kalkması da ayıp oluyor.

 

Bana engizisyon mahkumu muamelesi yaparak ezen Kundakçı ile Vici’ye selam olsun. Ben gibi şen şakrak adamdan huysuz, kimse ile anlaşamayan bir adam icat ettiler ama yorgun yüreğim ile kimseye kim duymadan hayatı daha çok ve anlamlı sevmemi sağladılar.

 

Son aldığım habere göre Kundakçı’nın kurulan Etik Kurul Başkanı olduğu öğrendim. Ne diyeyim ALLAH beter etsin.

 

BU KONUYU SOSYAL MEDYA HESAPLARINDA PAYLAŞ
ZİYARETÇİ YORUMLARI

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu aşağıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.

BİR YORUM YAZ